Özel Tüketim Vergisi – ÖTV

Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), belirli mal ve ürünler üzerinden maktu veya oransal olarak alınan bir harcama vergisidir. İlk olarak Avrupa Birliği ile uyum çerçevesinde yapılan kanunu değişiklikleriyle gündeme gelmiş ve yine aynı amaçla 2002 yılında 4760 kanun sayısı ile kabul edilmiştir. Avrupa Birliğinin bu vergiyi uygulamasındaki amaç gelir elde etmekten ziyade sosyal fayda sağlamaktır, üzerine ÖTV konulan mallar genellikle lüks (mücevher, kürk vb.), sağlığa zararlı (alkol, sigara vb.), çevreye zararlı (benzin vb.) mallar olmakla beraber ülkemizde tıraş köpüğü gibi temel tüketim mallarından dahi alınmaktadır. Anlaşılamamış olan nokta sudur ki, ithalata donuk yüksek vergiler üretimi arttıracak yatırımlara dönüşmediği takdirde, dış ticaret açığını kapamak mümkün değildir: ithalati) azaltmak için yatırımı kısmak akilci olmayacağından tüketim harcamalarını yatırımı destekleyecek birikimlere çevirmek mantıklıdır. Müşteri olmayan yerde yatırım da olmayacağı için, tüketicileri vergi ile korkutmak kısa vadede bütçe açığını kapamaya yarasa da, uzun vadede ekonomiye zarar verir. Sonuçta, vergi de kotalar gibi bir ekonomik verimsizlik kaynağıdır. KDV gibi aynı malın her el değiştirmesinde ÖTV doğmaz. Malın ithal edilmesi veya üretilen malın ilk alıcısına teslimi nedeniyle ÖTV doğar. Motorlu taşıtlarda ise nihai tüketici adına ilk ÖTV ödemek gerekir. Verginin mükellefi ithalatçılar ve ilk satıcılar olmaktadır. ÖTV aslında, 1950′li yıllardan başlayarak uzun yıllar uygulanan ‘İstihsal Vergisi’nden başka bir şey değildir.

Gümrük Vergisi

GÜMRÜK VERGİLERİ

Gümrük vergileri dış ticaret yapan iki veya daha fazla ülke arasında mal ve hizmetlerin ülkeye girişlerinde o ülke ekonomisinin aldığı paradır. Bir ülke başka ülkeye ihracat yaptığında karşı ülke malın ülkeye girişinde gümrük vergisi adında belli oranlarda ve mal çeşidine göre çeşitlenmiş para alır. Bunun faydaları ve sakıncaları vardır.

Faydaları:

1- Ülke sanayisi korunmuş olur. Dış ülkelerde içeriden daha ucuza üretilen bir mal ülkeye ucuz fiyatla girince yerli sanayi olumsuz etkilenecektir. Yerli sanayi iç pazara mal satamayacak, kepenk kapatacak, işçi çıkartacaktır. Bu durumda ülkede işsizlik artacaktır. Siyasiler ve vatandaşlar zor durumda kalacaklardır. Bu yüzden dış ülkelerden iç piyasadan daha ucuza mal veya hizmet geldiğinde belirli bir gümrük vergisi alınarak iç piyasa korunmuş olur. Dış ülkeden mal ve hizmet gönderen firmada ödediği gümrük vergisini çıkarabilmek için mal ve hizmetinin fiyatını artırır. İç piyasa korunmuş olur.

2- Alınan gümrük vergileri ülke için bir gelir kaynağıdır. Ülke ekonomisi gümrük vergisi gelirleri ile ülke bütçesine destek sağlar.

3- Ülkeler mal ve hizmetlere koydukları gümrük vergileri ile dışarıdan ithal edilen ürünleri kontrol etmeyi amaçlarlar. Ülke için gerekli mal ve hizmetlerin ülkeye girişini hızlandırabilmek için gümrük vergilerini düşük tutarken, ülkeye girişlerini zorlaştırmak istedikleri mal ve hizmetlerin gümrük vergilerini artırırlar. Karşı ülke için caydırıcılık sağlamaya çalışırlar.

Zararları:

1- Ülke sanayisini aşırı korunması sanayicide tembelliğe ve gevşekliğe neden olabilir. Dış dünyadan ve gelişen değişen şartlardan korunmuş bir iç sanayi kendi kendine yeterli olma konusunda zaafa düşebilir. Gümrük vergileri ile sağlanan korumanın gümrük vergisinin kaldırılması sonucu kalkması ile ülke sanayisi gerçek şartlarda mücadele edemeyebilir ve devamlı koruma altında kalmak zorunda kalan dünya piyasa şartlarından uzak bir gölge sanayi haline gelebilir. Yapılması gereken korumadan faydalanırken hem ülke için hem ülke insanı için gereken dinamizm ve çağ şartlarını yakalayabilme, koruma altındayım diyerek işi savsaklamamaktır.

2- Karşılıklı ilişki içerisindeki iki ülkeden birisi gümrük vergisini artırdığında diğer ülkede misilleme olarak artırabilir. Bu durum karşılıklı ilişkileri bozabilir.

3- Ülke insanları dış malları gümrük vergisi nedeniyle dahada fiyatlandığı için dünya piyasasından daha pahalı olarak tüketir. Dışa bağlı sanayilerde maliyet artışı fiyatlara yansır ve bu durum hem içeride hem dışarıda olumsuzluklara neden olur.

4- Yüksek gümrük vergileri kaçakçılığı ve yasa dışı ticareti körükler. Kaçakçılar ile uğraşmak için ülke ekonomisi para ve emek harcar.

Yapılması gereken ülke ve dünya şartlarına göre ne iç piyasayı tembelleştirici, nede iç piyasayı dış piyasanın ezmesine müsaade edici olmayan bir politika ile gümrük vergilerinin ayarlanmasıdır. Dünya piyasasında rekabet artırıcı ve iç piyasayı güçlendirici düzenli ve devamlı politikaların uygulanmasında gümrük vergileri önemli bir araçtır.

Katma Değer Vergisi – KDV

Katma Değer Vergisi (kısaca K.D.V.), Türkiye’de yapılan mal ve hizmet  teslimlerinde, mal veya hizmeti teslim alanın, teslim edene ödediği vergidir. 1984 yılında kabul edilen 3065 sayılı kanuna göre uygulanır. Bu kanunun yasama organınca kabul edilmesinden çok kısa bir süre sonra uygulamaya konulması dönemin bürokratları ve politikacıları tarafından bir başarı öyküsü olarak sunulmuştur. Bünyesinde barındırdığı vergi iadesi uygulaması sayesinde kayıtdışı ekonomi ile mücadelede önemli bir yol katedilmesini sağlamışsa da bu uygulama günümüzde kaldırılmıştır.

Türkiye’de Katma Değer Vergisi şunlardan alınır:

* Ticari, sanayi, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler
* Her türlü mal ve hizmet ithalatı

Diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler:

* Posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri,
* Spor-toto oynanması, piyango tertiplenmesi, at yarışları ve talih oyunları tertiplenmesi, oynanması,
* Profesyonel sanatçıların yer aldığı gösteriler ve konserler,
* Müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışlar.

bunun yanında;

Ekmek ve un mamulerinde %1 sembolik bir vergi uygulanırken, standart kullanım eşyalarında %18 uygulanır. Yüksek tanımlı HD-TV’leri içinse yakın bir zamanda %25lik lüks tüketim vergisi uygulaması söz konusudur.

Kurumlar Vergisi

Kurumlar Vergisi (KV), kurum kazançları üzerinden alınan vergidir. 5520 sayılı KV Kanunu 21/06/2006 tarihli, 22205  sayılı resmi gazetede yayımlanarak 03/06/2005 tarihli ve 5422 sayılı KV Kanunu yürürlükten kaldırarak yürürlüğe girmiştir. KV oranı %20′dir. Kanunun 1. maddesinde verginin konusu belirtilmiştir:

MADDE 1:

1. Aşağıda sayılan kurumların kazançları, kurumlar vergisine tâbidir:

  1. Sermaye şirketleri.
  2. Kooperatifler.
  3. İktisadî kamu kuruluşları.
  4. Dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler.
  5. İş ortaklıkları.
  6. Kurum kazancı gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluşur.

Gelir Vergisi

Gelir vergisi, gelir üzerinden verilen bir vergidir.Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tâbidir. Gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.

Gelir vergisi tarifesi:

7.500 YTL’ye kadar % 15

19.000 YTL’nin 7.500 YTL’si için 1.125 YTL, fazlası % 20

43.000 YTL’nin 19.000 YTL’si için 3.425 YTL, fazlası % 27

43.000 YTL’den fazlasının 43.000 YTL’si için 9.905 YTL, fazlası % 35

2009 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınmak üzere tarife aşağıdaki şekilde yeniden belirlenmiştir.

8.700 TL’ye kadar % 15

22.000 TL’nin 8.700 TL’si için 1.305 TL, fazlası % 20

50.000 TL’nin 22.000 TL’si için 3.965 TL, fazlası % 27

50.000 TL’den fazlasının 50.000 TL’si için 11.525 TL, fazlası % 35

Unsurları

  1. Ticarî kazançlar
  2. Ziraî kazançlar
  3. Ücretler
  4. Serbest meslek kazançları
  5. Gayrimenkul sermaye iratları
  6. Menkul sermaye iratları
  7. Diğer kazanç ve iratlar

Vergi

Vergi, ekonomik birimlerden siyasi cebir altında ve karşılıksız olarak devlete  kaynak aktarılmasıdır. Kamu hizmeti yapmak durumunda olan devlet, bunu yaparken mal ve hizmet üretiminde bulunur. Gerekli üretim faktörlerini sağlarken kamu fonlarını kullanır. Bu fonlar içerisinde vergi gelirlerinin oranı yüksektir. Sanayileşmiş toplumlarda %100′e ulaşmaktadır. Devlet, belirtilen temel amaç dışında kamu faaliyetlerine paralel diğer bazı fonksiyonları da vergilere yükleyebilir. Bu arada gelir dağılımının kontrolü, piyasada fiyat istikrarının sağlanması gibi fonksiyonlar da kısmen vergiye yüklenebilir.

Tanımdan da anlaşılacağı üzere, verginin niteliğinden ayrılamayan aynı zamanda, onu devletin diğer gelir türlerinden ayıran iki unsur vardır. Bunlardan birincisi verginin cebri (zorunlu) bir ödeme olması, diğeri karşılıksız bulunmasıdır.

Vergi siyasi cebir altında tahsil edilmekte, yani kanunla konulmakta ve kanuna uyulması müeyyidelere (yaptırımlara) bağlanmış bulunmaktadır. Gerçekten devlet, bu kanunlara dayanarak vergi yükümlülüğünü tek taraflı olarak koymaktadır. Ekonomik birimin mükellef olarak vergileme faaliyetine katılması, devlete yardım, devletin işini kolaylaştırma anlamındadır; yoksa vergileme faaliyetinde “yetki paylaşma” anlamında değildir. Zaten bu faaliyete katılmanın şeklini de maliyetini de kanun düzenlemiş ve onu mükellef için yapılması zorunlu bir görev şekline sokmuştur. Verginin siyasi cebir altında alınması, mükellef bakımından ödenmesinin hukuken zorunlu olması nedeniyle, ödenmemesi halinde devlet zorla tahsil ya da cezalandırma yoluna gidebilir. Bu yüzden mükellefler vergiyi kendiliklerinden ödemekle zor yoluyla tahsilden ve ceza kovuşturmasından kendilerini korumuş olurlar.

Verginin zora dayalı olarak alındığına bir örnek verecek olursak. Venediklilerde peruk takma döneminde bireyler peruklu kendilerini soylular sınıfında sayarlardı. Bu nedenle peruk giymek isteyen bireyler o dönem için devlete Peruk Vergisi adı altında ödeme yapmak zorundalardı.

Devlet, vergi adı altında çok çeşitli araçlar kullanmakta, daha doğrusu bireylerin ödeme gücünden, türlü firsatlardan yararlanarak pay almaktadır. Bireylerin gelir elde etmesi, kurumların kazanç sağlaması, gelirlerin harcanması, istihsal ve satış nedenleriyle ya da miras ve hibe yoluyla malların el değiştirmesi, bir servete sahip olma, sahip olunan servetin değerinde artış görülmesi gibi olaylar, devletin vergi koymasının belli başlı firsat ve nedenlerini oluşturmaktadır.